13 Aralık 2014 Cumartesi

keşif üzerine

vakti geldiğinde mağaralarımızdan birer birer çıktık. dışarıda gördüğümüz şeyler epey hayret vericiydi. birçokları gereksizdi, elzem değillerdi. onlarsız da hayatımızı sürdürebilirdik. biz pek lafdan anlamadık, dışarıyı daha çok sevdik.

bana biri çıksa da insanı insan yapan şey nedir, neden insan diğer canlılardan farklıdır dese hiç düşünmeden merak duygusudur derim. bizi hiç bilmediğimiz fırtınalı okyanuslara, hiç hayal bile etmediğimiz uzayın derinliklerine, veya yan masamızda oturan yeni hayatlara doğru iten şey tam olarak da bu. mağaralarımızdan çıkaran şey bu. biz, tarımı böyle keşfettik. alet kullanmayı böyle öğrendik. yeni şeyleri çabucak öğrenebiliyoruz. keşfetmeyi çok seviyoruz. ilerliyoruz ve ilerledikçe hayatta kalıyoruz. bisiklet sürmek gibi: pedala bastıkça düşmezsin.

insanevladı olarak ilerlemeyi çok seviyoruz, sürekli yeni şeylere doğru koşuyoruz. bunun belki de bir yan etkisidir, sıkılmak da aşina olduğumuz hissiyatlardan.

aletlerimiz sağ olsun, dünyayı keşfettik. bugün insanoğlunun dünyada ayak basmamış olduğu yer sanırım yoktur. varsa bile zaten kimsenin gitmek istemeyeceği, dolayısıyla yine hakkında bir malumatının olduğu yani keşfettiği, bildiği yerlerdir.

insanlığı kolektif bir yapı olarak düşünürsek, benim bugün en çok üzüldüğüm şeylerden biri hala mars'a ayak basmamış olmamız, veya ay'a koloni kurmamış olmamız. ben açıkçası ay ve mars hakkında epey bilgiye sahip olduğumuzu, yani buraları çoktan keşfettiğimizi düşünüyorum. benim bugün en büyük tutkularımdan biri uzayı keşfetmek. her gün evden çıkıp sabah sporu niyetine icra edebileceğim bir tutku değil, belki hayatımda hiç gerçekleştiremeyeceğim bir şey. ancak tutku bu, zihninin ücra köşelerine nüfuz edip yaşamını senin günlerini piç ederek geçirerek yaşıyor. ondan kurtulmanın, kendinden kurtulmaktan başka yolu yok.

insanoğlu olarak artık keşif dürtümüzden uzakta yaşıyoruz. bu mefhumu pek sevmem ama, sanırım kendimize yabancılaşıyoruz. keşif tutkumuz yok oluyor. sıradanlığa, sıkılganlığa boyun eğiyoruz. bunun en büyük göstergesi artık keşfetmeyi bırakmamız. düşünsenize, bir insan niye paris'e gitmek ister ki? veya roma'ya? ben hiç paris'e veya roma'ya gitmedim ve bununla gurur duyuyorum. çünkü benim o kadar boşa harcayacak zamanım yok. kolektif olarak belki dünyayı tamamiyle keşfettik ama benim daha keşfetmediğim bir sürü yer var. misal, evimin hemen karşısındaki samanlı dağları'nı daha tam olarak keşfetmedim. tüm yollarını, tüm patikalarını, hatta patikalarının bile dışını karış karış bilmek istiyorum. merak ediyorum. içim içime sığmıyor. ben bu yüzden gezmeyi, yürümeyi çok seviyorum. bu yüzden en büyük hobim bisiklet sürmek. aslında benim tutkum bisiklet sürmek değil, keşfetmek. yeni yerler görmek.

sadede gelirsem, bence insanoğlunun en önemli ve en güzel duygusu merak duygusu. merak duygumuz olmasa evrim sürecinde kesinlikle başarılı olamazdık. keskin dişlerimiz, iri pençelerimiz, gece görüşümüz veya kanatlarımız, en azından kaçabilecek güçlü bacaklarımız yok. üstelik hiçbir türün yaşamadığı kadar ağır hastalıklar yaşadık. ama merak ve bu merakı akıl aracılığıyla işe koşmak bizi buralara getirdi

bu yazı, son paragrafı hariç aslında 7 ocak 2014 tarihinde yazıldı ancak yayınlanmadı. uzayla ilgili birkaç meseleye daha değinmiştim. ama interstellar filminin bazı şeyleri benden önce söylediğini düşünerek o kısımları çıkardım. bir de tabi son paragrafı ekledim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder