7 Kasım 2013 Perşembe

yazı

yazı nedir? yazmakla ilgili sıkıntıları olan biri olarak epey sorguluyorum. önceleri benim için yazmak belki de en büyük zevk, en büyük maharet, en büyük kaleydi. şimdilerde beceremediğim, icra edenlere de kim bilir belki beceriksizliğimden burun kıvırdığım bi meşgale haline geldi.

bu blogu açalı birkaç saat oldu. açtığımda aklımda on binlerce konu vardı. hepsi hakkında çok, epey çok şey yazabilirdim. en azından hislerim böyleydi. sonra şu oldu, bu oldu derken şimdi elimde yazacak tek şey var: yazamamak.

bu sendrom aslında herkes var. misal, senaryo yazarları genelde yazamayınca yazamamak üzerine skeç ve sair yazarlar. şairler mesela, yazamamak üzerine şiir yazarlar, ben şiir üzerine yazılanları da bu kategoriye dahil ediyorum. bu peki ne demek? içeride bir şeyler var, ama ortaya çıkamıyor demek. kafa karışık demek. bu, hiçbir şey yazamayan halimin bence birkaç saat önceki dopdolu halimden pek bir farkı yok bence. o zaman da olsa yazamazdım. yazmaya başlasam bile tamamlayamazdım hiçbir yazıyı. adım gibi eminim. hiçbiri memnun etmezdi.

yazı dediğinin uçları birbiriyle uyuşur. eminim ki her konu birbiriyle bağlanabilir. ki ben bunu çok yaptım. en alakasız konuları bile sırf iş olsun diye sınavlarda birbirine bağlamışlığım, çaktırmamışlığım var. ama bu yalancılıktan öte bir şey değil. yazı yazacaksanız, belli bir cümleniz olur. "denizler mavidir" veya "seni ne kadar çok seviyorum bilemezsin" gibi. sonra yazı bu cümleler üzerine inşa olur. yazıdaki her şey, basamak basamak buraya çıkar. yazarın tarzına göre bazen bu en başından anlaşılır, bazen en son satıra kadar anlaşılmaz. ama sonunda her yol roma'ya çıkar. iyi bir yazı, işte böyle yazılır. bunun için de kuşkusuz sağlam bir kafa, sağlam bir vücut gerekir.

yazamıyoruz, çünkü kafamızı toplayamıyoruz. yazamıyoruz, çünkü her şeyle ilgiliyiz. her şey hakkında çok şey bilmek, düşünmek, söylemek istiyoruz. tabii ki dağ başında yaşamıyoruz. ortaya bir sanat eseri çıkaracaksanız, elinizden çıkan şey one of a kind olacaksa dağ başına yerleşseniz iyi olur. çünkü artık buralarda öyle şeyler çıkmıyor. öncelikle sizin one of a kind olmanız lazım geliyor. günde kırk tane ayrı melodi kulağına çalınan besteci, ne kadar özgün şeyler ortaya koyabilir ki? hele bir de yazıyorsanız, her gün milyarlarca cümleye maruz kalıyorsanız ve her gün binlerce kez isyan ediyorsanız ne yazacaksınız, neye isyan edeceksiniz?

benim için mühim bir mesele isyan etmek. nefret doluyum. gerillayım. çeçen dağlarında direnişçiyim. çöllerde ebu zerr, pireneler'de tarık bin ziyad'ım. bozkırlar boyunca kırk çerimle at sürerim, hayatımı sergio leone filme çeker, şarkılarımı ennio morricone besteler.

bu kadar ergen isyanından sonra yazı hakkında yazmaya devam edebilirim. edebilir miyim bilmiyorum. ve bir de zaman meselesi, bilirsin. zamana yaymak gerek. yazının üstünde çalışmak, onu dört başı mamur hale getirmek, sosuyla birlikte servis etmek gerek. benim içinse yazı demek, içten gelince bir anda kusulan nefret demek. şimdilik diyeceklerim bu kadar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder