bu yazıyı iki üç ay kadar önce eski blogumda yayınlamıştım. şimdi şans eseri okuduğumda durumda pek bi değişiklik olmadığına ikna olup burada da yayınlamaya karar verdim.
sanırım insanlar ilk büyük aşklarında karşındakine durmadan “bu zamana kadar nerelerdeydin sen” ayağı çekiyor. ben de çektim. yalan değil. şimdi bu ayağı çekecek biri değilim bence. ama çekiyorum.
mesele basit. mayıs ayından itibaren, hayatımın belki de en büyük tutkusuyla meşgulüm. bisiklet sürüyorum. gecelerimi bisiklet forumlarında gezerek, rotalar çizerek, istanbul izmir arası en kısa nasıl alınır onu hesaplayarak geçiriyorum. bu arada size tavsiyem, menemen’den dolanın. otuz kilometre daha uzun ama spil dağını tırmanmaktan iyidir düz yolda gitmek.
günde 100 km rahat sürebiliyorum. 100 km sürüşünü tempolu yapabiliyorum. yokuşlar filan da oluyor. ama zaman sıkıntısı oluyor. bu aralar babannemle ilgili kimi meseleler yüzünden geceleri sürüyorum ancak. bu işler biter bitmez uzun bi tura çıkıp günlük 200 kilometreden fazlasını zorlamak istiyorum.
bu zamana kadar nerelerdeymişim ben? neden bisiklete bu kadar geç başlamışım? neden hep raylara, otobanlara mahkum kalmışım?
arada aydos’a tırmanıyorum. epey büyük tecrübe oluyor. zaten tırmanış gibisi yok. yol şartlarında bisiklet avantaj yaratabiliyor. ancak dağlar sıra sıra önünüze dizildi mi bisiklet artık ikinci planda kalıyor. laktik asitleriniz, ama hepsinden önemlisi dirayetiniz etkili oluyor. tam bir keloğlan hikayesi aslında yokuşlar: genelde hızlı başlayanlar daha yirmi otuz metre sonra tıkanıyor. temposunu bozmadan ve sabırla çıkanlarsa genelde yokuşta rakiplerine fark atıyorlar. burda antrenmanların etki edebileceği tek şeyse kadansınız.
zaten kimse okumuyor, hazır okunmuyorken sıkayım istiyorum.
kadans demek, devir demek. dakikada o pedal kaç tam tur atıyor, onun hesabı yani. normal bir insan dakikada 40-60 kadansla sürer. bisikletle ciddi ilgilenenler 60-80 arası kadanslara çıkarlar. bu sporu profesyonel icra edenler dakikada 90 kadans ortalamasıyla 200 kilometre sürerler. ve lance armstrong, dakikada 100 kadansın altına düşmez. ben haziranda ölçtüğümde 70 kadans yapabiliyordum. şimdi 85 yapabiliyorum ancak yarım saate yoruluyor ciğerlerim ve 75-80 arasına düşüyorum. aerobik bilmem nesini geliştirmem gerekmiş vücudumun. ancak öyle zorlayabilirmişim kendimi.
tabii, bu bir tarz. jan ullrich gibi bok gibi kadanslar tutturup da herkesin eline vermiş adamlar da var. zaten bisikletin güzelliği burda. farklı tarzlara olanak sağlıyor. ancak son on yıldır kadanslı sürüşün moda olduğunu söyleyebilirim.
bisiklete başladığımdan beri kilo vermişim. ramazan başlamadan bir iki hafta evvel tartıldığımda 92 kiloydum. ramazanın ilk haftasının sonunda 96 kiloydum. şu an 86 kilo filanım. daha da düşerim. 80 olsam kâfi. yokuşları parçalayarak çıkarım o zaman. düşünsene, 16 kilo daha az taşıyorum sırtımda eskisine kıyasla. yer çekimiyle daha adil şartlarda mücadele edebiliriz.
artık bi tutkum var. anlatasım anlatasım daha da anlatasım var. bir istanbul-izmir turu düşünüyorum mesela. ama yarış gibi olacak o. sabah başlayıp akşam bitecek. gece belki. uzun bi mesafe değil. bisikletle 15 saatte geçilir. hedefim seneye bu zamanlarda o mesafeyi 12 saatte geçecebilecek kondisyona gelmek.
bisiklete başladığımdan beri herhangi bir karşı cinse ilgi duymadım. sanırım bu son 15 yılda ilk defa oluyor. yıllardır aradığım şey buymuş demek. sıkıntıdan uğraşıyormuşum saçma sapan işlerle, hobim yokmuş benim.
bakalım. okulum ekimde açılıyor. asıl mücadele sonra başlayacak. ne kadar sürerim, nasıl sürerim bilmiyorum. bir de para biriktirip yol bisikletine geçiş yaptım mı tamamdır. bu bisiklet uzun yolda çok yoruyor. ilk günler ferrari gibi geliyordu bana, alıştıkça yetmemeye başladı. tiagra veya 105 donanımlı bi bisiklet almak iyi olacak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder