26 Kasım 2014 Çarşamba

patent ve telif hakları üzerine

telif hakkı, çağımızın en büyük meselelerinden biri. bugün biraz bu konu üzerine kafa patlatmak istiyorum.

telif hakkı özünde, yapılan bir inovasyonun, bir yeniliğin mülkiyetinin alınması oluyor. yani ampülü icad ediyorum, ve bu ampülün telif hakkı bende oluyor. benden izinsiz bu ampül kullanılamıyor, üretilen her ampülden pay alıyorum yahut hiç ürettirmiyorum.

bilimde de mesele aynı şekilde ilerliyor. intihal meselesi bilim çevrelerinde en çok üzerine düşülen meselelerden biridir. bir kişinin datalarını, bulgularını, fikirlerini ondan izinsiz yani ona referans vermeden, ondan aldığını belirtmeden, kişinin kendi çalışmasında kullanması yasaktır. hatta bilim çevrelerinde bu iş o kadar sıkı bir racona bağlanmıştır ki, insanlar kendi makalelerinden, kitaplarından bile alıntı yaparken referans gösterirler. kabul ediyorum, bunun işlevsel yönleri de var. referanslar olmasa bilimsel savlar açıklanırken ufak bir işaretle belirtilip geçilecek noktalarda insanlar sayfalarca açıklamalar yapmak zorunda kalabilirlerdi. bu anlatımın akışını bozacağı gibi, meseleleri bağlamlarından koparabilirdi. bu yüzden bu mesele biraz anlamlı görünebiliyor.

bilimden bahsetmem, inovasyon ve telif hakkı ile ilgili kimi soru işaretlerini gidermekti. ben biraz işin inovasyon şekline eğileyim istiyorum. inovasyon, bizi bugünlere getiren yegane şey. piyasada başarının tek formülü bana göre. çok başarılı şirketlere bakılırsa muhakkak suretle ortaya yeni şeyler sundukları, tüketicilere yeni fikirlerle geldikleri görülür.

apple, bunun en güncel örneklerinden. önce ipod, daha sonra iphone ve en son ipad gibi cihazları geliştiren şirket, bugün dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden biri. üstelik çok değil, sadece on sene önce iflasın eşiğindeydi. bu durumu inovasyonlarla aştı. insanlara farklı bir iletişim deneyimi sunmayı hedefledi ve akıllı telefonların geliştirilmesine öncülük etti.

veya facebook, insanların hayatlarını farklı bir şekilde organize etmelerinin yolunu açtı. bana göre çağımızın en büyük buluşu like tuşudur. insanlar kendilerini tek tıkla anlatabilme imkanı bulabiliyor. eskiden kendinizi anlatmak için sayfalarca yazabilir, saatlerce konuşabilirdiniz. modern dünyada bu mümkün değil. baskılı tişörtler de tam olarak bu ortama doğdu. insanların kelimenin tam anlamıyla dip dibe olduğu bu modern dünyada kendini anlatmanın gerçekten en makul yolu bu oldu. bunu ampirik verilerden görüyoruz, çünkü birçok nesil kendini bu şekilde ifade etti. şimdi postmodern çağda yaşıyoruz. insanlar artık dip dibe değiller. belki çok daha samimiler. önceden kamusal alanda gereksiz bir samimiyet kuruluyordu hiç samimi olmadığımız insanlarla. şimdi kamusal alan ceplerimizde. bunun da ötesinde, kamusal alan daha fazla yer işgal ediyor iletişim süreçlerimizde. evvelden insanlar özel iletişimlerinden kamusal alanlarını soyutlayabilirler, soyutlamayı tercih ederlerdi. şimdi görüyoruz ki insanlar pek de bugün bunun taraftarı değiller. insanlar beğendiklerini göstermek istiyorlar. baskılı tişörtleriyle yapmak istediklerini, yakın sebeplerden ötürü ancak farklı koşullar sonucunda like tuşuyla yapıyorlar.

iphone veya like tuşu, bunlar bugün bireylerin hayatlarındaki en büyük inovasyonlardan ikisi. günceller ve çok büyük tesirleri var. bu yüzden bu iki örneği incelemek istedim. demem o ki, inovasyon olmadan başarı zor geliyor. facebook bugün kamusal alanın en büyük aktörüyse insanlara kamusal alanlarıyla olan ilişkilerini daha farklı yollardan düzenleme olanağı vermesi.

inovasyon, marx'ın tam da artık değer olarak bahsettiği şey. marx'ın yanıldığı konuysa insanların kol gücüyle bu artık değeri ver edebileceklerine duyduğu inanç. bu boş bir inanç. bir ürünün en büyük pay sahibi sermayedarı veya üreteni değil, düşüneni. yani bir bilgisayarın parçalarını bir araya herhangi bir insan getirebilir, bilgisayarı üretecek kaynak dünyada çokça mevcut. bilgisayar üretimini hayal eden, bunu fizibıl hale getiren, bu işe emek veren insan daha nadir bulunan bir kaynak. daha anlaşılır konuşmam gerecekse, piyasada arzı az olan ancak çok talep duyulan bir kaynak. bu yüzden pahalı. bu kurala riayet etmeyen şirketler inovasyonları çekemiyorlar ve batmaya mahkumlar, batıyorlar. bugün çoğu insan göremiyor ancak insanlık ve onun üretim biçimleri büyük dönüşümler yaşıyor. eski ilkelerine bağlı kalarak, onu bugüne getiren ilkelerin motivasyonuyla kendini yeniliyor bu üretim biçimleri.

patent ve telif hakkı kanunları da, eski düzenin en büyük savunucuları. çünkü inovasyon paylaşıldıkça güzel. inovasyon, rekabetin oluşmasına olanak sağlıyor. şöyle ki, ateşi ilk bulan kişi "bakın ben ateşi buldum, size öğretirim ancak karşılığında bu ateşte pişen her adana dürümden birer ısırık alırım" deseydi bu tam olarak telif hakkı olurdu. bu kişi ateşin patentini almış olurdu. ancak onun bunu nasıl yaptığını gören komşusu da birkaç deneme sonrasında kendi ateşini yaktı. ateş, böyle yayıldı. böylece rekabet arttı. böylece insanlık buzul çağından kurtuldu ve bugüne gelebildi.

facebook like butonunu düşündü. diğerleri de boş durmadı. bunu gören twitter'ın cevabı sert oldu: at fava bekle. o da yetmiyorsa rtle. dahası bugün çoğu sosyal medya platformunda veya en basitinden telefon uygulamasında insanlar beğendiklerini belirtiyorlar bu ve benzeri tuşlarla. inovasyon görüldü ve geliştirildi, tekrardan ve tekrardan işlendi.

apple iphone'u ilk yaptığından beri hem güç kazanıyor hem güç kaybediyor. çünkü samsung ve google başta olmak üzere birçok üretici çeşitli yenilikler getirdiler akıllı telefon piyasasına ve apple'ın tahtını sarsıyor. hatta indirdi bile diyebiliriz. apple, akıllı telefon pazarının daha hızlı büyümesine rağmen artık eskisi kadar hızlı büyüyemiyor. inovasyon uçup gidiyor ve başka birilerine bir şekilde ilham oluyor.

sadede gelirsem, ben patent yasalarını ve telif haklarını sevmiyorum. yeni fikirler, düşünüldükleri andan itibaren diğer insanların da kullanımına açıktır. bu engellenemez. çin pazarının ürettiği ürünler bunun en güzel örnekleri. artık çin pazarındaki çoğu ürün batılı kopyası kadar kaliteli. bu sayede biz insanlar, aynı kaliteyi çok daha ucuza edinebiliyoruz. patent yasalarını, bu tekelciliği aştığımız sürece daha iyi bir dünya yaratabiliriz. dünyada bu kadar eşitsizlik varken de bir şekilde aşacağız.

ne yani, sen bu ateşi yaktın diye ben her adana kebabımdan sana birer ısırık mı vereceğim?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder